Başak Sayan’ın, okurlarını Şems-i Tebrizi’nin gizlenen kimliğinin, Alamut ve efendilerinin az bilinen tarihinin derinliklerine sürüklediği yeni romanı “Gülün Açtığı Gece”, İthaki Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Sayan, dördüncü romanı Nigâhdar’ın ardından, bir kez daha bilim, felsefe, din ve mistisizmin sınırlarında gezerek tüm disiplinlerin birbiriyle olan ilişkisini gözler önüne seriyor.
Tüm dünyayı sarsacak bilimsel bir keşfin arifesinde olan Şirin Özdemir, çalıştığı laboratuvar saldırıya uğrayınca ağır bir suçlamayla karşı karşıya kalır. Hem kendini temize çıkarmak hem de peşindekilerin elinden kurtulup Hallâc-ı Mansûr’un kayıp elyazmalarının izini sürmek için Profesör Algan Ataman’a ulaşmak zorundadır. Bu eser, tüm inanç sistemlerinin egemenliğini derinden sarsacak bir sırrı barındırmaktadır. Peşlerindeki istihbarat servisleri ve acımasız katille nefes kesen bir ölüm kalım mücadelesine girişen ikili, öte yandan gizlenen bir tarihe şahitlik edecektir.
“Doğru. Zahirde ayrı gibi görünse de özde aynılar. Biz de böyleyiz işte. Ruhlarımız bedenlerimizin içinde tıpkı bu toprak kabın içindeki hava gibi hapistir. Her şeyin özü ile ruhlarımız ayrı gibi görünse de birdir. Aynıdır. Nasıl ki varolan hava kabı kendiliğinden dolduruyorsa, İlahi Olan, Yüce Yaradan da bu yaşamda kullandığımız, beden dediğimiz kapları doldurur böyle. Bu nedenle varolan her şey O’dur. Her şey O’nun tecelli etmiş bir formudur.”








